13 Ağustos 2017 Pazar

YAŞAM KOÇUNDAN TAVSİYELER


       -      Bir aziz olmaktan vazgeç. Yapabileceğinden daha fazla iş veya görev yüklenme.

-          Sadece sevdiğin şeyleri yap.

-          Karaya oturduğunu hissediyorsan, işe güverteyi boşaltmakla başla. Örneğin, temizlik yap. masanı veya giysi dolabını düzenle.

-          Neye ihtiyacın varsa söyle! Herkes medyum değil.

-          Harika insanları yaşamına çekmek istiyorsan şu an sahip olduğun ilişkileri temizle. Eğer ilişkilerin seni strese sokuyorsa bırak gitsin.

-          Bir şeye ihtiyacınız yoksa o şey kendiliğinden gelir.

-          Açık ol! İstediğin şey sana gelir.

-          Kendini ne zaman huysuz ve sinirli hissediyorsan,o ihtiyacın giderilmemiş demektir.

-          Bir şeyi talep etmek, her şeyi mahvetmez.

-          Açık ol! İstediğin şey sana gelir.
     
          -          Sizi koşulsuz seven aile ve yakın arkadaşlar olmadan başarıyı çekemezsiniz.

-          Bizi seven kimse yoksa, biz de kendimizi sevmeye son veririz.

-          İnsanlar kendilerine kolay gelen şeyin, herkese kolay geldiğini düşünürler.

-          Sana doğal ve kolay gelen şeyleri yapıp iyi şeylerin sana gelmesine izin ver.

-          Sadece başla , küçük bir adımla da olsa!

-          Dinlenen bedenin eğilimi, dinlenme halinde kalmaktır.

-          Daha çok değil, daha akıllıca çalış.

-          Yaşamın anlamı mücadele değildir.

-          Nezaketin bir maliyeti yoktur, ama her şeyi satın alır.

-          Murphy Kanunu: Eğer hazırlıklıysan, bir şey olmayacaktır. Yine de olursa, bırak olsun, en azından hazırlıklısın.

-          Kendinize daha çok özen göstermeye başladıkça, hem siz daha çok değerli olduğunuza inanmaya başlarsınız hem  insanlar da aynı şeyi yapmaya başlayıp size özen gösterirler.

-          Başarıyı  çekmek istiyorsan, kendini ilk sıraya koy. Kendine özen göstermeyen başkalarına da özen göstermez.

-          Olumlu mutlu şeyler düşünerek uykuya dal. Ertesi gün olumlu olursun.

-          İnsanlar umutsuzluğu bir kilometre öteden sezerler ve sizden kaçarlar

-          Kendinizi iyi hissetmeniz için yapacağınız her şey, dünyayı ve başarıyı size çekecektir.
      
   -          Evin seni gençleştirmeli ki ertesi gün yeniden enerjin olsun.
  -           En iyi durumda olmak için kendini bitkilerle kuşat.
-            -     Gözlerinizi önünüzdeki yoldan ayırmayın. Bedeniniz gözlerinizi izleyecektir.
-             -     Odaklandığınız şey genişler. Olumsuzluğa odaklanırsanız, onu hayatınıza çekersiniz. Benzer, benzeri çeker.

4 Ağustos 2017 Cuma

PARA SIKINTISI ÇEKMENİZİN NEDENLERİ


        Para sıkıntısı çekmenizin
nedenleri neler olabilir? Kredi
kartları mı? Arkadaşlar mı, aile mi?
Alışveriş bağımlılığı mı? Ya da
alkol, sigara vb. bağımlılıklar mı?
Bağımlılıklarına, aile ve
arkadaşlarına ve hatta kendine
HAYIR diyemiyorsan, karşılanmamış duygusal gereksinimlerin
vardır. Bu duygusal ihtiyaçların neler? Size ihtiyaç duyulması mı?
Fark edilmek mi istiyorsunuz? Hükmetme ve yönetme isteği mi?
Sevilme ihtiyacı mı? Şefkat görmek mi istiyorsunuz? Size kimlerin
şefkat göstermesini  ve ne yapmalarını istiyorsunuz? Çevrenizden,
yani ailenizden, anne- baba, kardeşlerden veya diğer yakın
bulduğunuz akraba fertlerinden ya da arkadaşlarınızdan yardım
isteyin. Yardım istemek utanılacak bir şey değil. Hele günümüzde
internette yüzünü bile görmediğiniz yüzlerce arkadaşınız varsa.

1-      Onlardan 1-2 ay boyunca hemen her gün sizin hatırınızı sormalarını isteyebilirsiniz?

    2-      Aile üyeleri hatırınızı sorup sizi sevdiklerini söylesin. Uzaktalarsa, telefon ederek veya e- maille.


3-      Haftada 1-2 kez kendinize kese veya masaj yapabilir,
paranız yetiyorsa bunları yaptırabilirsiniz.


4-      Kendinizi ve çevrenizi sizi mutlu edecek şeylerle kuşatın.


5-      Neye ihtiyacınız varsa söyleyin! Herkes medyum değil.


22 Temmuz 2017 Cumartesi

ÖLÜMDEN SONRA YAŞAM VAR MI?

        Bu hafta sonra işim yok , ne yapsam diyenlere. İşte size  ''Ölümden Sonraki Yaşamı'' farklı bir boyuta geçmek olarak anlatan bir dizi , bir kitap ve bir film.

       The OA  : 2016  ABD yapımı, 8 bölümlük bir dizi. Oyuncular : Brit Marling, Emory       Cohen, Jason Isaac .
   
Konusu : Çocuklukta bir kaza sonucu kör kalan kız çocuğunun, yetişkin olduğunda, gerçek babasını ararken kaybolması ve yıllar sonra ortaya çıktığında artık görüyor olması. Asıl ana hikaye, ''Ölümden Sonra Yaşam Var mı?' 'sorusunu irdeliyor. İlk iki bölümde konuyu anlamakta zorlansanız da diziyi bırakmayın. Çünkü sonu sürprizle bitiyor.

       Ve Bir Kitap:

  Onuncu Kehanet
  
     Yazar: James Redfield   - Altın Kitaplar
        Ölümden sonraki yaşam boyutunda olagelenler ve geçmişimizi, bugünümüzü ya da geleceğimizi nasıl etkilediği ile ilgili bir kitap.

        Ve bir film :
       

      Gerçek Cennet- Heaven Is For Real : 2014 ABD yapımı
        Oyuncular  : Greg Kinner, Kelly Reilly

        Calton isimli çocuk ciddi bir ameliyat esnasında hayatını kaybeder. Bir süre sonra ise tekrar hayata döner. Tabiri caizse ikinci defa doğan çocuk cennet hakkında konuşmaya ve orda gördüklerini anlatmaya başlar. Önceleri inanmayan ailesi o yaşta ki bir çocuğun bilmemesi gereken detayları ağızdan duyunca şaşkına döner.

14 Temmuz 2017 Cuma

BEL FITIĞI AĞRILARI





    Çocuklarımızı bebeklikten itibaren kucağımızda taşımak, bir yerlerde uyutup kaldırmak biz annelerin severek yaptığı bir hareket. Bir diğeri de mobilyaların yerini iterek çekerek değiştirmek. Nedense mobilyalar belli bir yerde sabit kalınca benim gibi huzursuz olanlar epey fazla. Birkaç ayda bir onların yerlerini değiştiririz. İşte bu yüzden gençliğimizin bize en büyük hediyesi bel fıtığı olur:(
     İleri yaşlarda  ayağınızla boş bir kutuyu bile itekleseniz,  yerden veya dolabın üst rafından bir şeyler almak için uzansanız, benim bugünkü durumuma düşeceksinizdir. Belinizden bacağınıza yayılan bir ağrıyla iki büklüm kalacaksınız. Ben evdeysem hemen kanepeye gidip sırt üstü uzanıyorum ve bir süre sonra normale dönüyorum. Ama dışarıdaysam, yani sokakta, markette vb ; o zaman iki büklüm bir duvar veya ağaç gövdesi bulmaya çalışıyorum.  Sırtımı oralara dayayıp yavaşça kendimi düzeltmek için uğraşıyorum.
       Malum kadınların pek çoğunda bel fıtığı var. Henüz ameliyat safhasına gelmesem de ben de bu durumdan mustaribim.  Gençliğimizden itibaren karın ve sırt kaslarımızı çalıştırmış olsak ve  ağır şeyleri kaldırırken uymamız gereken kuralları yerine getirsek ileri yaşlarda bu rahatsızlıkla uğraşmak zorunda kalmazdık.  Benim gibi kolay kilo almayan ve ince yapılı olanlar orta yaşlarda da spora ihtiyaç olmayacağını düşünüyorlar. Halbuki özellikle biz kadınlar, kas yapımızı geliştirmek zorundayız. Erkekler bu konuda bizlerden şanslı, çünkü onların kas yapıları genetik olarak daha güçlü.
     Artık ‘’Atı alan Üsküdar’ı geçti’’ deyip bir kenarda ağrılarla veya ağrıyı geçirsin diye ağrı kesici ilaçlarla yaşamak ya da bir an önce ameliyat olsam da düzelsem demenin çok faydası yok. Çünkü, ameliyat olan bir çok arkadaşımda kısa süreli düzelme oldu, ama bir süre sonra sorunları tekrarladı. En iyisi, bu tür ağrılar için geliştirilen egzersizleri her gün yarım saat düzenli olarak yapmak. ( Doktorunuzun elinize tutuşturduğu kağıtlarda bu egzersizler  gösteriliyor veya internetten kolayca bulabilirsiniz. ) .
     Hangi yaşta olursak olalım kaslarımız güçlenmeye başlar. O hareketler başlangıçta zor gelse de sadece 2-3 hafta içinde alışkanlığa döner ve her gün beynimiz ‘’Egzersiz yap’’ diye bizi zorlamaya başlar.
     Hadi, hep beraber, genç, yaşlı demeden ve ertelemeden bugünden itibaren kas yapımızı güçlendirmek için hareket edelim.
İşte bu konuda yararlı iki link: https://www.youtube.com/watch?v=iFfota5Q88M
                               https://www.youtube.com/watch?v=WuXL_VTOhAA

6 Temmuz 2017 Perşembe

BİR MASALIM VAR



     Yazar olmanın ilk şartı her gün düzenli olarak bir şeyler yazmakmış. Alın elinize kalemi kağıdı yazın. Ne mi yazacağız? Aklınıza ne gelirse. Benim gibi uzun, geniş ve derin bir geçmişiniz varsa, daldırın elinizi o geçmişe elinize ne gelirse onun hakkında yazın.
      Blogger arkadaşlardan biri ‘’Mektup arkadaşlığı partisi ‘’ düzenlemişti. Eşleştirme sonucu benim de Eşkişehir’den bir mektup arkadaşım oldu. Her ne kadar henüz ona yazma fırsatı bulamasam da ilk mektup arkadaşlığımı geçmişimden bulup çıkardım. Bugün sizlere o masalı anlatmak istiyorum .

      Evvel zaman içinde kalbur saman içinde, efendime söyleyeyim, yıllar yıllar önce , bizler daha lise sıralarındaykene, tam olarak  lise son sınıftayken ve bir kız lisesine giderken- Şimdi kız liseleri var mı bilmiyorum.- bütün öğrenciler kızlardan oluşuyordu, 50 öğretmenin 46 sı bayan, nazarlık niyetine, müdür de dahil sadece 4 tanesi erkek ve onların da yaş ortalaması 50+  idi.. Hal böyle olunca kız öğrencilere, okulun çıkış kapısı civarında dolaşan delikanlıların - her ne kadar öğretmenler onlar için ‘’Hırlı mı hırsız mı belli değil’’ veya’’ ‘’Ayakkabılarını çıkartsalar, çoraplarının kokusundan bir kilometre öteye kaçarsınız’’   deseler de, her biri bizim için ‘’Beyaz atlı Prens’’ idi , nerdeyse peşlerinden gideceğiz. Öyle bir dönem işte…

      O dönemin gençlik dergisi ‘’HEY’’ de, mektup arkadaşı arayanların ilanları çıkıyordu. Sınıftaki kızlardan Oya’nın sevgilisi Mehmet, Ankara’da üniversitede okuyor. Kızlardan biri, işte bu ‘’HEY’’ dergisinde bir ilan görür: ‘’Ankara ‘da üniversite öğrencisiyim. Adım Mehmet, kızlarla mektuplaşmak istiyorum’’  ve bu ilan tez elden Oya’ya yetiştirilir. Oya, derhal, oğlana mektup yazıp ilişkiyi bitirmeye kalkışsa da neyse ki bir akıllı çıkıp ;
‘’Dur hele, Mehmet adı çok yaygın, belki de senin ki değildir.’’ der. 

     Gerçekten yıllar sonra Malatya’da bir sınıfa ders verirken 40 kişilik sınıfta 10 tane Mehmet  vardı. Üstelik, üçünün soyadı da aynıydı. Üç erkek kardeş babalarına yaranmak için olsa gerek , aynı yıl içinde doğan oğullarına aynı ismi vermişler ve üçü de aynı sınıfa gelmişler.  Siz düşünün halimi…

     Mantıklı arkadaşı tarafından sakinleştirilen Oya’ya
‘’Önce birimiz ona bir mektup yazsın, bakalım ilanı o mu vermiş’’ teklifi kabul görmüş.
Ama biz ‘’FEN’’  sınıfıyız, hem de MODERN FEN. Yani diğer klasik sınıflar Lise 2. Sınıfta Fen- Edebiyat diye ayrılırken biz daha Lise 1. Sınıfa kayıt olurken Fen bölümü olarak  kayıt ediliyoruz. Bir nevi Fen Liselerinin  temeli veya deneme aşaması gibi bir şey. Lise 1 den itibaren yoğun bir Fen – Matematik dersi alıyoruz, ayrıca edebiyat derslerini de Edebiyat bölümleri gibi okuyoruz. Ancak fen kafalarımız iyi çalışsa da çoğumuz , önemsiz saydığımızdan olsa gerek- öğrenci aklı işte- edebiyat dersine önem vermiyor.
      Sınıfta bu konuda iyi olan 2-3 kişi var, ben de onlardan biriyim. İlkokul 1. Sınıfta okumayı öğrendiğimden beri tam bir kitap kurduyum. Herkes öğle aralarında bir saat top oynar veya çene çalarken ben kütüphanede kitap okuyanlar grubundanım. Yolda, üzerinde yazı gördüğüm bir kağıt parçasını bile ayağımla düzeltir, okurum. Gazeteleri ise sadece haberlerini  değil, ölüm ve iş ilanlarına kadar hatim ederim. Yani böyle bir okuma tutkum var.

      Bizim kız grubu bunu bildikleri için teneffüste dikildiler başıma.
‘’Bu işi en iyi sen yaparsın. Hadi şu ilana bir mektup yaz. Bakalım,  Oya’nın Mehmet’i mi?’’, dediler.
‘’Gidin başımdan, mektupla uğraşacak halim de yok, doğru düzgün mektup kağıdım da. Zarfım bile yok. ‘’ diye diretsem de,
 ‘’Hepsi bizden , ama öyle güzel bir mektup yaz ki sana kesin  cevap gelsin.’’

     İşin püf noktası oydu. Biz İstanbul’daydık. Eğer ilgi çekici bir şeyler yazmazsanız, karşı tarafın cevap yazmama olasılığı var. Adı her ne kadar ‘’mektup arkadaşlığı’’  olsa da farklı şehirden biri mektup arkadaşı olarak pek rağbet görmüyor. Erkekler genelde aynı şehirden kişileri  tercih  ediyorlar ki bir süre sonra buluşup tanışabilsinler diye.

     Neyse bana birkaç mektup kağıdı bulup – ki bunlar çok özel ve güzel, hatta kokulu olurdu.- getirdiler. Benim yazımda inci gibi, harflerin hepsi aynı boyda, biraz  eğimli ,  rahat okunabilir ve albenili. Öğle arasında kütüphanemden feragat ederek ısmarlama mektubu yazdım. Tabi fiziksel özelliklerimi biraz da abartarak. 

      Ne hikmetse bizim Türk erkekleri uzun boylu, sarışın, mavi  veya yeşil gözlü kızlardan pek hoşlanıyorlar. Onun için kendimi anlatırken  1.70 boyunda (yakın sayılırım) , ince yapılı, yeşil gözlü ve kumral olarak yazdım. Aslında ela gözlü, koyu kahverengi saçlıydım. Ne yapalım, talep ve arz meselesi. Mektubun cevabını garantilemek  gerek , yoksa Oya sevgilisinden ayrılacak. Lise son sınıfta okuduğumu da belirtip mutlaka cevabını da beklediğimi ilave ettim ve ‘’Sevgilerimle’’ diye afili bir imzayla bitirdim. Bizim kızlar mektuba bayıldılar. Neredeyse kendileri cevap yazacaklar.
      Sınıfta 18 yaşını doldurmuş olan bir arkadaşımız, parası sınıftaki kızlarca ortaklaşa ödenen bir posta kutusu kiralamıştı postaneden. Tüm sınıftaki kızlar, eve gelmesini istemedikleri mektupları  için orayı kullanırlardı. Haftada birkaç gün posta kutusu kontrol edilirdi.  Çoğunun birkaç mektup arkadaşı olurdu.  Postane benim yolumun üzerinde olduğu için bu görev de sık sık bana düşerdi. Yani sınıfın postacılık görevi de bir nevi bendeydi. Bana  hiç bir şey gelmese de Posta Kutusunu açtığımda mektup bulmak benim de hoşuma giderdi.
     Ertesi hafta, posta kutusunda ‘’benim olmayan ‘’mektubun geldiğini gördüm ve onu okumadan  okula götürdüm. Sınıfa girer girmez, ‘’Oya mektup ‘’ diye seslendim. Hemen yanıma geldi, elimden alıp açtı ve hızla okudu.
‘’Oh be , çok şükür benimki değilmiş.’’ Biz meraklılar etrafında koro olarak
 ‘’Kimmiş?’’, mektup elden ele dolaşıp 3-4 kişilik gruplarca okunmaya devam ederken Oya açıklamayı yaptı.
 ‘’ Adı Mehmet Can’mış ve üniversitede değil, Kara Harp Okuluna okuyormuş.’’ Oya iyice rahatlamıştı.
 ‘’Mektubu ne yapayım? ‘’diye sordum.
‘’Ne istersen onu yap, istersen cevaplayıp yazmaya devam et.’’ dedi, umursamazlıkla  ve ben de cevapladım. Böylece ilk mektup arkadaşım olmuş oldu ve 3 yıl sonra da onunla evlendim. Yıllar boyunca da ''Çocuklar anneniz beni sarışın , yeşil gözlüyüm, diye kandırdı '' sözlerini dinledim:)