13 Ağustos 2017 Pazar

YAŞAM KOÇUNDAN TAVSİYELER


       -      Bir aziz olmaktan vazgeç. Yapabileceğinden daha fazla iş veya görev yüklenme.

-          Sadece sevdiğin şeyleri yap.

-          Karaya oturduğunu hissediyorsan, işe güverteyi boşaltmakla başla. Örneğin, temizlik yap. masanı veya giysi dolabını düzenle.

-          Neye ihtiyacın varsa söyle! Herkes medyum değil.

-          Harika insanları yaşamına çekmek istiyorsan şu an sahip olduğun ilişkileri temizle. Eğer ilişkilerin seni strese sokuyorsa bırak gitsin.

-          Bir şeye ihtiyacınız yoksa o şey kendiliğinden gelir.

-          Açık ol! İstediğin şey sana gelir.

-          Kendini ne zaman huysuz ve sinirli hissediyorsan,o ihtiyacın giderilmemiş demektir.

-          Bir şeyi talep etmek, her şeyi mahvetmez.

-          Açık ol! İstediğin şey sana gelir.
     
          -          Sizi koşulsuz seven aile ve yakın arkadaşlar olmadan başarıyı çekemezsiniz.

-          Bizi seven kimse yoksa, biz de kendimizi sevmeye son veririz.

-          İnsanlar kendilerine kolay gelen şeyin, herkese kolay geldiğini düşünürler.

-          Sana doğal ve kolay gelen şeyleri yapıp iyi şeylerin sana gelmesine izin ver.

-          Sadece başla , küçük bir adımla da olsa!

-          Dinlenen bedenin eğilimi, dinlenme halinde kalmaktır.

-          Daha çok değil, daha akıllıca çalış.

-          Yaşamın anlamı mücadele değildir.

-          Nezaketin bir maliyeti yoktur, ama her şeyi satın alır.

-          Murphy Kanunu: Eğer hazırlıklıysan, bir şey olmayacaktır. Yine de olursa, bırak olsun, en azından hazırlıklısın.

-          Kendinize daha çok özen göstermeye başladıkça, hem siz daha çok değerli olduğunuza inanmaya başlarsınız hem  insanlar da aynı şeyi yapmaya başlayıp size özen gösterirler.

-          Başarıyı  çekmek istiyorsan, kendini ilk sıraya koy. Kendine özen göstermeyen başkalarına da özen göstermez.

-          Olumlu mutlu şeyler düşünerek uykuya dal. Ertesi gün olumlu olursun.

-          İnsanlar umutsuzluğu bir kilometre öteden sezerler ve sizden kaçarlar

-          Kendinizi iyi hissetmeniz için yapacağınız her şey, dünyayı ve başarıyı size çekecektir.
      
   -          Evin seni gençleştirmeli ki ertesi gün yeniden enerjin olsun.
  -           En iyi durumda olmak için kendini bitkilerle kuşat.
-            -     Gözlerinizi önünüzdeki yoldan ayırmayın. Bedeniniz gözlerinizi izleyecektir.
-             -     Odaklandığınız şey genişler. Olumsuzluğa odaklanırsanız, onu hayatınıza çekersiniz. Benzer, benzeri çeker.

4 Ağustos 2017 Cuma

PARA SIKINTISI ÇEKMENİZİN NEDENLERİ


        Para sıkıntısı çekmenizin
nedenleri neler olabilir? Kredi
kartları mı? Arkadaşlar mı, aile mi?
Alışveriş bağımlılığı mı? Ya da
alkol, sigara vb. bağımlılıklar mı?
Bağımlılıklarına, aile ve
arkadaşlarına ve hatta kendine
HAYIR diyemiyorsan, karşılanmamış duygusal gereksinimlerin
vardır. Bu duygusal ihtiyaçların neler? Size ihtiyaç duyulması mı?
Fark edilmek mi istiyorsunuz? Hükmetme ve yönetme isteği mi?
Sevilme ihtiyacı mı? Şefkat görmek mi istiyorsunuz? Size kimlerin
şefkat göstermesini  ve ne yapmalarını istiyorsunuz? Çevrenizden,
yani ailenizden, anne- baba, kardeşlerden veya diğer yakın
bulduğunuz akraba fertlerinden ya da arkadaşlarınızdan yardım
isteyin. Yardım istemek utanılacak bir şey değil. Hele günümüzde
internette yüzünü bile görmediğiniz yüzlerce arkadaşınız varsa.

1-      Onlardan 1-2 ay boyunca hemen her gün sizin hatırınızı sormalarını isteyebilirsiniz?

    2-      Aile üyeleri hatırınızı sorup sizi sevdiklerini söylesin. Uzaktalarsa, telefon ederek veya e- maille.


3-      Haftada 1-2 kez kendinize kese veya masaj yapabilir,
paranız yetiyorsa bunları yaptırabilirsiniz.


4-      Kendinizi ve çevrenizi sizi mutlu edecek şeylerle kuşatın.


5-      Neye ihtiyacınız varsa söyleyin! Herkes medyum değil.


22 Temmuz 2017 Cumartesi

ÖLÜMDEN SONRA YAŞAM VAR MI?

        Bu hafta sonra işim yok , ne yapsam diyenlere. İşte size  ''Ölümden Sonraki Yaşamı'' farklı bir boyuta geçmek olarak anlatan bir dizi , bir kitap ve bir film.

       The OA  : 2016  ABD yapımı, 8 bölümlük bir dizi. Oyuncular : Brit Marling, Emory       Cohen, Jason Isaac .
   
Konusu : Çocuklukta bir kaza sonucu kör kalan kız çocuğunun, yetişkin olduğunda, gerçek babasını ararken kaybolması ve yıllar sonra ortaya çıktığında artık görüyor olması. Asıl ana hikaye, ''Ölümden Sonra Yaşam Var mı?' 'sorusunu irdeliyor. İlk iki bölümde konuyu anlamakta zorlansanız da diziyi bırakmayın. Çünkü sonu sürprizle bitiyor.

       Ve Bir Kitap:

  Onuncu Kehanet
  
     Yazar: James Redfield   - Altın Kitaplar
        Ölümden sonraki yaşam boyutunda olagelenler ve geçmişimizi, bugünümüzü ya da geleceğimizi nasıl etkilediği ile ilgili bir kitap.

        Ve bir film :
       

      Gerçek Cennet- Heaven Is For Real : 2014 ABD yapımı
        Oyuncular  : Greg Kinner, Kelly Reilly

        Calton isimli çocuk ciddi bir ameliyat esnasında hayatını kaybeder. Bir süre sonra ise tekrar hayata döner. Tabiri caizse ikinci defa doğan çocuk cennet hakkında konuşmaya ve orda gördüklerini anlatmaya başlar. Önceleri inanmayan ailesi o yaşta ki bir çocuğun bilmemesi gereken detayları ağızdan duyunca şaşkına döner.

14 Temmuz 2017 Cuma

BEL FITIĞI AĞRILARI





    Çocuklarımızı bebeklikten itibaren kucağımızda taşımak, bir yerlerde uyutup kaldırmak biz annelerin severek yaptığı bir hareket. Bir diğeri de mobilyaların yerini iterek çekerek değiştirmek. Nedense mobilyalar belli bir yerde sabit kalınca benim gibi huzursuz olanlar epey fazla. Birkaç ayda bir onların yerlerini değiştiririz. İşte bu yüzden gençliğimizin bize en büyük hediyesi bel fıtığı olur:(
     İleri yaşlarda  ayağınızla boş bir kutuyu bile itekleseniz,  yerden veya dolabın üst rafından bir şeyler almak için uzansanız, benim bugünkü durumuma düşeceksinizdir. Belinizden bacağınıza yayılan bir ağrıyla iki büklüm kalacaksınız. Ben evdeysem hemen kanepeye gidip sırt üstü uzanıyorum ve bir süre sonra normale dönüyorum. Ama dışarıdaysam, yani sokakta, markette vb ; o zaman iki büklüm bir duvar veya ağaç gövdesi bulmaya çalışıyorum.  Sırtımı oralara dayayıp yavaşça kendimi düzeltmek için uğraşıyorum.
       Malum kadınların pek çoğunda bel fıtığı var. Henüz ameliyat safhasına gelmesem de ben de bu durumdan mustaribim.  Gençliğimizden itibaren karın ve sırt kaslarımızı çalıştırmış olsak ve  ağır şeyleri kaldırırken uymamız gereken kuralları yerine getirsek ileri yaşlarda bu rahatsızlıkla uğraşmak zorunda kalmazdık.  Benim gibi kolay kilo almayan ve ince yapılı olanlar orta yaşlarda da spora ihtiyaç olmayacağını düşünüyorlar. Halbuki özellikle biz kadınlar, kas yapımızı geliştirmek zorundayız. Erkekler bu konuda bizlerden şanslı, çünkü onların kas yapıları genetik olarak daha güçlü.
     Artık ‘’Atı alan Üsküdar’ı geçti’’ deyip bir kenarda ağrılarla veya ağrıyı geçirsin diye ağrı kesici ilaçlarla yaşamak ya da bir an önce ameliyat olsam da düzelsem demenin çok faydası yok. Çünkü, ameliyat olan bir çok arkadaşımda kısa süreli düzelme oldu, ama bir süre sonra sorunları tekrarladı. En iyisi, bu tür ağrılar için geliştirilen egzersizleri her gün yarım saat düzenli olarak yapmak. ( Doktorunuzun elinize tutuşturduğu kağıtlarda bu egzersizler  gösteriliyor veya internetten kolayca bulabilirsiniz. ) .
     Hangi yaşta olursak olalım kaslarımız güçlenmeye başlar. O hareketler başlangıçta zor gelse de sadece 2-3 hafta içinde alışkanlığa döner ve her gün beynimiz ‘’Egzersiz yap’’ diye bizi zorlamaya başlar.
     Hadi, hep beraber, genç, yaşlı demeden ve ertelemeden bugünden itibaren kas yapımızı güçlendirmek için hareket edelim.
İşte bu konuda yararlı iki link: https://www.youtube.com/watch?v=iFfota5Q88M
                               https://www.youtube.com/watch?v=WuXL_VTOhAA

6 Temmuz 2017 Perşembe

BİR MASALIM VAR



     Yazar olmanın ilk şartı her gün düzenli olarak bir şeyler yazmakmış. Alın elinize kalemi kağıdı yazın. Ne mi yazacağız? Aklınıza ne gelirse. Benim gibi uzun, geniş ve derin bir geçmişiniz varsa, daldırın elinizi o geçmişe elinize ne gelirse onun hakkında yazın.
      Blogger arkadaşlardan biri ‘’Mektup arkadaşlığı partisi ‘’ düzenlemişti. Eşleştirme sonucu benim de Eşkişehir’den bir mektup arkadaşım oldu. Her ne kadar henüz ona yazma fırsatı bulamasam da ilk mektup arkadaşlığımı geçmişimden bulup çıkardım. Bugün sizlere o masalı anlatmak istiyorum .

      Evvel zaman içinde kalbur saman içinde, efendime söyleyeyim, yıllar yıllar önce , bizler daha lise sıralarındaykene, tam olarak  lise son sınıftayken ve bir kız lisesine giderken- Şimdi kız liseleri var mı bilmiyorum.- bütün öğrenciler kızlardan oluşuyordu, 50 öğretmenin 46 sı bayan, nazarlık niyetine, müdür de dahil sadece 4 tanesi erkek ve onların da yaş ortalaması 50+  idi.. Hal böyle olunca kız öğrencilere, okulun çıkış kapısı civarında dolaşan delikanlıların - her ne kadar öğretmenler onlar için ‘’Hırlı mı hırsız mı belli değil’’ veya’’ ‘’Ayakkabılarını çıkartsalar, çoraplarının kokusundan bir kilometre öteye kaçarsınız’’   deseler de, her biri bizim için ‘’Beyaz atlı Prens’’ idi , nerdeyse peşlerinden gideceğiz. Öyle bir dönem işte…

      O dönemin gençlik dergisi ‘’HEY’’ de, mektup arkadaşı arayanların ilanları çıkıyordu. Sınıftaki kızlardan Oya’nın sevgilisi Mehmet, Ankara’da üniversitede okuyor. Kızlardan biri, işte bu ‘’HEY’’ dergisinde bir ilan görür: ‘’Ankara ‘da üniversite öğrencisiyim. Adım Mehmet, kızlarla mektuplaşmak istiyorum’’  ve bu ilan tez elden Oya’ya yetiştirilir. Oya, derhal, oğlana mektup yazıp ilişkiyi bitirmeye kalkışsa da neyse ki bir akıllı çıkıp ;
‘’Dur hele, Mehmet adı çok yaygın, belki de senin ki değildir.’’ der. 

     Gerçekten yıllar sonra Malatya’da bir sınıfa ders verirken 40 kişilik sınıfta 10 tane Mehmet  vardı. Üstelik, üçünün soyadı da aynıydı. Üç erkek kardeş babalarına yaranmak için olsa gerek , aynı yıl içinde doğan oğullarına aynı ismi vermişler ve üçü de aynı sınıfa gelmişler.  Siz düşünün halimi…

     Mantıklı arkadaşı tarafından sakinleştirilen Oya’ya
‘’Önce birimiz ona bir mektup yazsın, bakalım ilanı o mu vermiş’’ teklifi kabul görmüş.
Ama biz ‘’FEN’’  sınıfıyız, hem de MODERN FEN. Yani diğer klasik sınıflar Lise 2. Sınıfta Fen- Edebiyat diye ayrılırken biz daha Lise 1. Sınıfa kayıt olurken Fen bölümü olarak  kayıt ediliyoruz. Bir nevi Fen Liselerinin  temeli veya deneme aşaması gibi bir şey. Lise 1 den itibaren yoğun bir Fen – Matematik dersi alıyoruz, ayrıca edebiyat derslerini de Edebiyat bölümleri gibi okuyoruz. Ancak fen kafalarımız iyi çalışsa da çoğumuz , önemsiz saydığımızdan olsa gerek- öğrenci aklı işte- edebiyat dersine önem vermiyor.
      Sınıfta bu konuda iyi olan 2-3 kişi var, ben de onlardan biriyim. İlkokul 1. Sınıfta okumayı öğrendiğimden beri tam bir kitap kurduyum. Herkes öğle aralarında bir saat top oynar veya çene çalarken ben kütüphanede kitap okuyanlar grubundanım. Yolda, üzerinde yazı gördüğüm bir kağıt parçasını bile ayağımla düzeltir, okurum. Gazeteleri ise sadece haberlerini  değil, ölüm ve iş ilanlarına kadar hatim ederim. Yani böyle bir okuma tutkum var.

      Bizim kız grubu bunu bildikleri için teneffüste dikildiler başıma.
‘’Bu işi en iyi sen yaparsın. Hadi şu ilana bir mektup yaz. Bakalım,  Oya’nın Mehmet’i mi?’’, dediler.
‘’Gidin başımdan, mektupla uğraşacak halim de yok, doğru düzgün mektup kağıdım da. Zarfım bile yok. ‘’ diye diretsem de,
 ‘’Hepsi bizden , ama öyle güzel bir mektup yaz ki sana kesin  cevap gelsin.’’

     İşin püf noktası oydu. Biz İstanbul’daydık. Eğer ilgi çekici bir şeyler yazmazsanız, karşı tarafın cevap yazmama olasılığı var. Adı her ne kadar ‘’mektup arkadaşlığı’’  olsa da farklı şehirden biri mektup arkadaşı olarak pek rağbet görmüyor. Erkekler genelde aynı şehirden kişileri  tercih  ediyorlar ki bir süre sonra buluşup tanışabilsinler diye.

     Neyse bana birkaç mektup kağıdı bulup – ki bunlar çok özel ve güzel, hatta kokulu olurdu.- getirdiler. Benim yazımda inci gibi, harflerin hepsi aynı boyda, biraz  eğimli ,  rahat okunabilir ve albenili. Öğle arasında kütüphanemden feragat ederek ısmarlama mektubu yazdım. Tabi fiziksel özelliklerimi biraz da abartarak. 

      Ne hikmetse bizim Türk erkekleri uzun boylu, sarışın, mavi  veya yeşil gözlü kızlardan pek hoşlanıyorlar. Onun için kendimi anlatırken  1.70 boyunda (yakın sayılırım) , ince yapılı, yeşil gözlü ve kumral olarak yazdım. Aslında ela gözlü, koyu kahverengi saçlıydım. Ne yapalım, talep ve arz meselesi. Mektubun cevabını garantilemek  gerek , yoksa Oya sevgilisinden ayrılacak. Lise son sınıfta okuduğumu da belirtip mutlaka cevabını da beklediğimi ilave ettim ve ‘’Sevgilerimle’’ diye afili bir imzayla bitirdim. Bizim kızlar mektuba bayıldılar. Neredeyse kendileri cevap yazacaklar.
      Sınıfta 18 yaşını doldurmuş olan bir arkadaşımız, parası sınıftaki kızlarca ortaklaşa ödenen bir posta kutusu kiralamıştı postaneden. Tüm sınıftaki kızlar, eve gelmesini istemedikleri mektupları  için orayı kullanırlardı. Haftada birkaç gün posta kutusu kontrol edilirdi.  Çoğunun birkaç mektup arkadaşı olurdu.  Postane benim yolumun üzerinde olduğu için bu görev de sık sık bana düşerdi. Yani sınıfın postacılık görevi de bir nevi bendeydi. Bana  hiç bir şey gelmese de Posta Kutusunu açtığımda mektup bulmak benim de hoşuma giderdi.
     Ertesi hafta, posta kutusunda ‘’benim olmayan ‘’mektubun geldiğini gördüm ve onu okumadan  okula götürdüm. Sınıfa girer girmez, ‘’Oya mektup ‘’ diye seslendim. Hemen yanıma geldi, elimden alıp açtı ve hızla okudu.
‘’Oh be , çok şükür benimki değilmiş.’’ Biz meraklılar etrafında koro olarak
 ‘’Kimmiş?’’, mektup elden ele dolaşıp 3-4 kişilik gruplarca okunmaya devam ederken Oya açıklamayı yaptı.
 ‘’ Adı Mehmet Can’mış ve üniversitede değil, Kara Harp Okuluna okuyormuş.’’ Oya iyice rahatlamıştı.
 ‘’Mektubu ne yapayım? ‘’diye sordum.
‘’Ne istersen onu yap, istersen cevaplayıp yazmaya devam et.’’ dedi, umursamazlıkla  ve ben de cevapladım. Böylece ilk mektup arkadaşım olmuş oldu ve 3 yıl sonra da onunla evlendim. Yıllar boyunca da ''Çocuklar anneniz beni sarışın , yeşil gözlüyüm, diye kandırdı '' sözlerini dinledim:)

2 Haziran 2017 Cuma

FİLM İZLEMEK İSTERSENİZ

       Son günlerde izlediğim seyretmeye değer bir kaç filmi sizlerle paylaşmak isterim:
      
       AGORA:  2009  Yılı , İspanya - Malta yapımı, dram, macera, tarihi
Oyuncular: Rachel Weisz, Max Minghella
Konusu. İskenderiyeli (Mısır) filozof, matematikçi, astronom Hypatia'nın  öyküsü. Günümüzden 1700 yıl önce dünyanın güneş etrafındaki yörüngesinin daire değil, elips olduğunu bulan kişi. Paganlar, Hristiyanlar ve Yahudiler arasındaki dini ve siyasi çatışmalarda, bağnazlar tarafından henüz 45 yaşında öldürülen bilim insanı.

    


       SULLY  : 2016  yapımı. Yönetmen: Clint Eastwood
 Oyuncular: Tom Hanks, Aaron Eckhart
Konusu: Bir uçak kazasında, Kaptan pilotun imkansızı başararak yolcuların yaşamını kurtarmasını anlatan gerçek  olaydan alınan bir film.
    


       Fantastik film sevenler için de:
      
    THE GREAT WALL : 2016 yapımı
Oyuncular: Matt Damon, Andy Lau, Tian Jing
Konusu: Çin Seddinin yapılış nedenini efsaneler  yönünden anlatan görsel efektleri müthiş bir film.

       


26 Mayıs 2017 Cuma

HAYAL Mİ, GERÇEK Mİ? - 2



      Evin içinde telefonun sesi yankılandığında  mutfakta bulaşıkları makineye yerleştirmeye çalışıyordu. Hızla telefonun yanına gidip ‘’Alo’’ dedi. Arayan en yakın arkadaşı Elif’ti.

     ‘’Merhaba , Sanem. İşin yoksa sahile doğru yürüyelim mi? ‘’

       İki kadın yaşıtlardı, aynı iş yerinde uzun yıllardır yan yana çalıştıkları için zamanlarının çoğunu birlikte geçiriyorlardı. Artık arkadaştan öte kardeş gibiydiler. Bazen yemekleri de birlikte yiyiyorlar, alışverişe, sinema, tiyatro ve konserlere beraber gitmekten zevk alıyorlardı. En hoşlandıkları şey ise sahile yürüyüp oradaki kafeler de denizi seyredip bir şeyler içerken dertleşmekti.

      ’’Bana 10 dakika ver, üstümü değişip hemen geliyorum’’ dedi. Telefonu kapatıp yatak odasına yöneldi, eşofmanlarını ve spor ayakkabılarını giyip evden çıktı. İki kadının evleri aynı sokakta olduğu için bahçe kapısından çıktığında kendisine el sallayan arkadaşını gördü.  Birlikte yürürken bir yandan da havadan sudan konuşmaya başlamışlardı.

      Sanem’in en sevdiği mevsim sonbahardı. Gerçi yaz hariç -  çok sıcak olduğu için yaz ayını pek sevmezdi.- bütün mevsimleri severdi. Kışın camın önünde yağan karı seyretmek,  kestane veya patlamış mısır yiyip çay içmek, her yer karla kaplandığında yürüyüş yapmak veya  çocuklarla kar topu oynamak, ilkbaharda doğanın yeniden canlanması, ağaçların çiçek açması, göç eden leyleklerden bir çiftin, karşı evin bacasına yuva yapıp yavrularını büyütüp onlara uçmayı öğretmesi, rengarenk çiçekleri, leylakların, sümbüllerin, şebboyların ve zambakların eşiz kokuları ve renklerine bayılırdı.

       Favorisi sonbahardı. Sarı , kırmızı ve kahverengiye dönen yapraklar, ağaçlarda, yerlerde doğayı pastel renklere boyarlardı. Kadife çiçekleri ve kasımpatılarının sarı-turuncu renkleri  onlara eşlik ederlerdi. Sık sık çiseleyen yağmura bayılırdı. Ahmak ıslatan yağmurunun altında başını gökyüzüne kaldırıp yüzünü ıslatayım derken pek çok kez nezleye yakalanmıştı, ama yine de her yıl aynı hatayı yapardı. Gökyüzündeki gri bulutları, salonun penceresinden seyrettiği denizin  lacivert-gri rengini bile severdi.

      Bu gün güneş yazdan kalma bir günmüş gibi etrafı ısıtıyor, ışıkları masmavi denizin üzerinde yakamozlar yaratıp oynaşıyordu.

       ‘’Az ilerde kumsalda okul arkadaşlarımdan biri küçük bir kafe açtı. Hala duruyorsa çayımızı orada içelim ‘’ dedi Elif.

       Kafeden ziyade, salaş bir büfeyi andıran yerde 2 masanın etrafında birkaç  iskemle konmuştu.  Çaylarını yudumlarken Elif, iki bayanı birbiriyle tanıştırma faslına geçmişti.

      ‘’Emine ile ben aynı liseye gitmiştik. O mezun olunca hemen evlendi ve kocasının ailesinin yanına taşındı. Kocası emekli olmuş, artık biraz da burada yaşayacaklar. Sanem’de benimle aynı yerde çalışıyor. Bizim sokaktaki Birtek Sitesinde oturuyorlar.’’

      ‘’ Fahrettin Beyleri tanır mısınız? Benim uzaktan akrabam olur. Onlarda o sitede oturuyorlardı. ‘’, dedi Emine.

      ’’Ben D Blokta oturuyorum. Bizim ev sahibimizin adı da Fahrettin’’,

     ’’Evet, o.  Annemin kuzeniydi. O ailenin  çok üzücü bir hikayesi vardır ‘’diye anlatmaya başladı Emine .

     ’’Karısı Sema ablayı çok severdim. Ne zaman kapısını çalsan seni hemen içeri buyur ederdi. Çayı , kahvesi, keki ,böreği ikram etmek için her zaman hazırdı, Rahmetlinin’’

     ‘’Rahmetli, dediğine göre vefat mı etti? ‘’

      ‘’Evet, hem de hiç ummadığımız bir anda.’’

      ‘’Nasıl ?’’ diye merakla sordu, diğer iki kadın aynı anda.

      ‘’ İzmir’de oturan yakın bir akrabaları ölünce oraya onun cenazesine gittiler. Çocukların okulu var diye onları burada bırakmışlardı. Sema akrabasını çok severmiş, cenaze gömüldükten sonra mezarın başında kalıp dua etmek istemiş. Dua ederken de bir yandan ağlıyormuş. Nasıl olduğunu anlayamadan yere yığılmış. Hastaneye götürdüklerinde, geçirdiği kalp krizi yüzünden öldüğünü söylemiş doktorlar. Kocası, Sema ablayı  çocuklarına bile haber vermeden İzmir’de defnedip buraya geri dönmüş.’’

       ‘’Liseye giden bir kızı, ilkokulda da bir oğlu vardı. Çocuklarının annelerine veda etmelerine bile engel oldu diye herkes Fahrettin Abi’yi suçladı. O da iki çocukla burada daha fazla kalamadı. Tayinini isteyip çocuklarıyla Eskişehir’e taşındı. Bir daha da onlardan haber alamadık.  Muhtemelen o evde şimdi siz oturuyorsunuz.’’

       Sanem, ‘’Sema Hanım’ın dış görünüşü nasıldı?’’ diye sorduğunda  alacağı cevap sanki içine doğmuştu.   

       ‘’ Kısa boylu, şişman, kıvırcık siyah saçlı, kara kaşlı, kara gözlü, her zaman güler yüzlü biriydi. ‘’

        Sanem, bir an bocaladı.  Semi’nin gece gördüğü şeyi ve kendinin  evin içinde, göremediği birinin sürekli gezdiğini, hissettiğini anlatsa mıydı. Belki arkadaşı söylediklerine inanmayacaktı veya kuruntu yapıyor diye onunla alay edeceklerdi. Yine de dayanamadı ve kızıyla kendisinin başından geçenleri kısaca söyledi onlara.

     ‘’Acaba  kadın, göremeden öldüğü için çocuklarını mı arıyor?’’ diye şaşkınlıkla  sordu Elif.

     ‘’Ya da onları bulamadığı için evden mi ayrılamıyor? ‘’ dedi korktuğunu belli eden titrek bir sesle Emine. ‘’Ben olsam, bir gün bile o evde durmazdım.’’

     Sanem  dua eder gibi iki elini havaya doğru açtı ve panikle ‘’ Ben şimdi ne yapacağım evdeki bu kadınla?  O evde yaşamaya nasıl devam ederim’’ dedi.




24 Mayıs 2017 Çarşamba

HAYAL Mİ, GERÇEK Mİ? -1


      Sitenin arkasından geçen ve otoyolu aydınlatan elektrik direğinin lambasından yansıyan ışık, apartmanın 2. Katındaki dairenin yatak odalarını loş bir şekilde aydınlatıyordu. Küçük yatak odasında yatan Semi, içerisi çok karanlık olmasın diye perdeleri kapatmamıştı. Dışarıdaki ağaçların hafif rüzgarla sallanan dallarının gölgeleri odanın duvarında oynaşıyordu.

       Semi bir film seyreder gibi bu görüntüye dalgınlıkla baktı. Üniversitede 2. Yılıydı. Okula yakın , genç bir öğretmen bayanın evinde bir oda kiralamış, hafta içi orada kalıyor, bazı hafta sonları da eve geliyordu.  Ailesi Birtek  Sitesindeki bu daireye yeni taşınmıştı ve bu evde, onun ilk gecesiydi. Annesinin dediğine göre yeni bir evde kalan kişi eğer uyumadan önce dua eder ve çorabını yastığının altına koyarsa evleneceği kişiyi görürmüş.
      ‘’Ne kadar doğru bilinmez, ama denemekten ne zarar gelebilir ki ‘’ diyerek çoraplarını ayağından çıkarıp yastığının altına koydu ve bir dua mırıldanmaya başladı. Duası bitince de dileğini söyledi:
      ’’Bu gece gelecekte evleneceğim erkeği göreyim.’’
      Bir süre daha gecenin karanlığında otoyoldan ara sıra geçen araçların sesini dinleyip duvardaki  ağaç dallarının gölge dansını seyretti ve  sonra uykunun tatlı derinliğinde kayboldu. İçindeki bir hisle  uykusu  bir anda bölündü, sanki biri onun üstündeki yorganı açıyordu.
      ’’Annem üstümü örtmeye geldi herhalde ‘’ diye bir düşünce geçti kapalı gözlerinin ardından
      ‘’İyi , ama üstümü örteceğine niye yorganı açıyor ki’’.
       Yavaşça gözlerini araladığında yatağının yanında diz çökmüş olan kadını gördü. Omuzlarının üzerine kadar gelen kıvırcık siyah saçlarının çevrelediği yuvarlak tombul bir yüz,  en son ne zaman alındığı belli olmayan simsiyah kalın kaşlar, kaba büyük bir burun, dolgun dudaklar ve koyu renk iyice açılmış merakla bakan gözler. Bunların hiçbirinin annesinin yüzüyle ilgisi yoktu. İnce, zayıf yapılı annesinin yanında bu kadın şişman sumo güreşçisi gibiydi.
       Kadın bir an üzerine iyice eğildi, merakla sanki kızın kim olduğunu anlamaya çalışırcasına dikkatlice onun yüzünü inceledi. Yorganı biraz daha aşağıya itip elini yüzüne doğru uzatınca Semi korkuyla bir çığlık attı. Kadın irkildi ve ayağa kalktı. Üzerinde küçük çiçek desenli, eski tip robalı, uzun kollu bol  bir gecelik, ayaklarında peluş terlikler, kısacık boyuyla yatağın yanında dikilmiş duran kadın bir an şaşkınlıkla genç kıza baktı.
      Oda birden ışıkla aydınlandığında kadın yok olmuştu. Sanem korkuyla titreyen kızına sarıldı.
      ‘’ Ne oldu yavrum, niye çığlık attın ? Kabus filan mı gördün? ‘’
      ’’Galiba bir hayalet gördüm’’,
      Annesi hafifçe gülümsedi.
     ‘’Korkma! Hadi yat, ben de senin yanında yatarım, tekrar gelirse hayaleti ben kovarım’’
      Annesi ışığı tekrar söndürdü ve kızının yanına uzanıp ona sıkıca sarıldı. Ona güven veren sesle:
      ‘’Hadi uyu, ben yanındayım’’
      Ertesi sabah kahvaltıda Semi annesine gördüklerini anlattığında,
      ‘’Kabus görmüşün.’’ dese de o da evde bir şeyler hissettiğinden bahsetti. Özellikle kızı, gördüğü kadını tarif ettiğinde Sanem de evin içinde bir varlığın yumuşak terliklerle her odada dolandığını, bazen mutfakta yemek yaparken veya bulaşık yıkarken arkasına ya da yanına gelip onu seyrettiğini bazen de odalarda sanki bir şeyler arar gibi dolaştığını hissettiğini anlattı. Ama bunu birilerine anlatırlarsa herkes:
       ‘’Ana-kız delirdi herhalde ‘’ diyeceklerdi .
       ’’ Bir süre daha bekleyelim, bakalım bu kadını görüp hissetmeye devam edecek miyiz.’’
       ‘’ Devam ederse o zaman bir çaresine bakarız.’’
       Ertesi gece Semi yine annesiyle birlikte yattı ve onun kollarında güvenle deliksiz bir uyku çekti. Okuluna dönerken de hayalet meselesi halledilene değin eve gelmeyeceğini söylemeyi unutmadı. (Devamı var)


22 Mayıs 2017 Pazartesi

BİRAZ DA SEVDİĞİNİZ ŞEYLERİ YAPIN

     İnsan sevdiği şeyleri yaptıkça enerjisi yükselir. Ne kadar çok enerjin olursa o kadar başarılı ve çekici olursun. Sevdiğin şeylerin ne olduğundan emin değilsen, her gün veya haftada bir kaç gün yeni şeyler dene. Denediklerinin içinde hoşuna giden şeyleri not et. Bir liste oluştuktan sonra her gün bunların bir, ikisini mutlaka yap ki kendini mutlu hisset, enerjin artsın. İşte bir kaç öneri:

1- Bir saat yalnız kalmak veya uyuklamak. (Bazen 15-20 dakika bile yeter.)

2- Deniz, dere, göl kenarında ya da park veya bahçede yürümek, oturmak. Ama yeşilin, mavinin, yani doğanın farkına vararak.


    3- Bir buket taze çiçeği koklamak ya da bakmak veya saksıdaki bir çiçeğe su vermek, onun yapraklarını silmek, ona gülümsemek, onunla konuşmak.

4- Güzel bir film veya dizi izlemek. (Dramlardan kaçın, mümkün olduğu kadar gülebileceğin bir komedi bul). Yanına patlamış mısır ve içecek de alabilirsin.

5- Küvetin varsa köpük veya tuz banyosu yap, yoksa kese yapıp bolca köpükle vücudunu ovala.

6- Masaj, manikür- pedikür, cilt bakımı yap veya yaptır.

7- Sevdiğin birileriyle telefonda sohbet et veya onları ziyarete git.
8- Güzel bir müzik eşliğinde bir şeyler içip ayaklarını uzat ve dinlen ya da kitap oku.

     9- Günlük tutmak, içindekileri boşaltıp stres atmanı sağlar, rahatlarsın. Bazı ülkelerde daha ilk okuldan itibaren çocuklara günlük tutturup bunun alışkanlık olmasını sağlıyorlar. Hiç kimseye söyleyemediklerini günlüğünle paylaş, istersen küfürleri sırala.

10-Bilgisayarda oyun oyna. Kumar değil, Spider Soltaire veya balon patlatmak türü oyunlar.
11-Meditasyon yapmak veya istediğin müziği açıp dans etmek, yani canının istediği gibi sallanmak.

12-Hoşuna gidiyorsa, örgü, dantel ör, takı vb. el işleri yap.

    13-Yeni bir şeyler öğren. Hiç bilmediğin dillerden kelimeler ezberle. Zor diyorsan yabancı film/dizileri orijinal dilinden alt yazıyla 15-20 dakika veya sonuna dek izle. Kulağına çok farklı gelen kelimeleri, bir süre sonra ayırt edebildiğini fark edeceksin. (Çince bile olsa)

14-En sıradan şeyleri özel hale getirebilirsin. Mesela; çok güzel bir porselen tabakta en sevdiğin yemek, şarap kadehinde su, şık bir fincanda çay ya da kahve, şık ve güzel bir sofra örtüsü, tabağının yanında bir dal çiçek veya güzel kokulu bir mum.


    Müzik sesli kapı-telefon- saat sesi, rüzgar çanı veya pencerenin önüne asılmış, güneş vurdukça odayı renk cümbüşüne döndüren bir kaç tane kristal. Vazoda güzel çiçekler, iç açıcı bir tablo, duvarda şık bir ayna, pencere kenarında saksıda çiçek yada yeşillik.( Maydonoz, nane, fesleğen bile olur.)

    15-Bir odaya şıklık katmanın en ucuz ve kolay yolu, vazoya veya saksıya çiçek yerleştirmek ve onunla ilgilenmektir. En iyi durumda olmak için kendini bitkilerle kuşat. Çevreni lüks ve güzelliklerle kuşattıkça (dağınıklık ve fazlalıklardan kurtuldukça) çok daha güzel şeyleri kendinize çekecek ve kendinizi daha mutlu, olumlu, enerjik hissedeceksiniz.

Bunların içinden istediğinizi seçin ve deneyin ya da siz bir liste oluşturun. Zamanım yok demeyin. Zamanı yaratacak olan sizsiniz. Kendiniz için yarım saat bile ayıramıyorsanız, kendinizi nasıl değerli hissedeceksiniz.

Biraz da sevdiğiniz şeyleri yapın ki gününüz güzel geçsin.

14 Mayıs 2017 Pazar

CANIM ANNEME



      Yıllar önce çocuklarımın bana verdiği küçük bir kitapçık elime geçti. Çalışan bir anneydim. Şehrin öteki ucundaki bir okulda görevliydim. İki çocuğa, onların okullarına, ev işlerine ve kendi öğrencilerime yetişmeye çalışıyordum. Bir anneler gününde,  çocuklarım sabahın erken saatinde daha ben yataktan kalkmadan kahvaltı tepsisinde bir gül ve bu kitapçığı getirdiler. Hem ağladım, hem okudum. Çocuklarımın bana söylemek istedikleri şunlardı:
     '' Sabah kalk.  Kahvaltıyı hazırla, herkesi uyandır, kahvaltılarını düzgün ettiler mi kontrol et. (Kızım çoğunlukla yemeyip çöpe atar veya çekmecelere saklardı.) Onları işlerine, okullarına gönder. Kendin işe gitmek için hazırlan.  Çabucak sofrayı toparla. Otobüse yetişmek için koştur... Kaçırırsan çıkacak sorunlar yüzünden endişeyle, yüreğin pır pır ederek işe yetiş. Kalabalık, gürültüler, dersler, koşuşturmalar, toplantılar, görüşmeler, veli toplantısı..  Ayakta, doğru düzgün oturamadan geçen dolu bir gün. Akşam eve dönerken markete veya pazara uğra, alışveriş  yap. Eve gelince hemen mutfağa dal, yemek hazırla, herkesi doyur. Çocukların ödevleriyle ilgilenirken bulaşıkları yıka. Ve bunları bir gün bile şikayet etmeden sevecenlikle yap 
    '' Söylesene Anne; nasıl başa çıkıyorsun bütün bunlarla? ''
   ''Yapacak onca işin arasında bize nasıl zaman ayırabildin, bilmiyorum. Ama yaptın, bizi bugün olduğumuz kişiler haline getirdin ve hala  ne kadar meşgul olursan ol, yaşamında hep bizim için bir yer ayırıyorsun.''
    ''Her zaman yanımızda olduğun , hangi saatte olursa olsun, sana telefon açtığımızda hazır olduğun, ne zaman gerek duysak koşarak yanımıza geldiğin, birlikte ağlayıp gülebildiğimiz için teşekkürler.''
     TEŞEKKÜRLER ANNEM, YANIMDA OLMASAN DA KALBİMDE ANILARIMDA OLDUĞUN İÇİN.
    

13 Mayıs 2017 Cumartesi

DAHA KOLAY UYANMAK İÇİN

    

       Sabah uyandınız, gözünüzü bir türlü açamıyorsunuz. Bir an önce de kalkmanız gerekiyor. İşte size bir kaç öneri:
       



   
       1 - Her iki elinizi omuzlarınızdan boynunuzun önüne doğru kemik üzerine (Köprücük kemiği) koyup öndeki uç noktalarına gelene kadar hareket ettirin. Uç noktalarının 2 parmak aşağısındaki girintileri bulunca, elinizdeki 5 parmağın uçlarını bir araya getirip her iki elinizin parmaklarıyla bu noktalara vurun. Çok değil, 30 saniye sonra gözlerinizin açıldığını ve uyandığınızı fark edeceksiniz.


    2 - Hala uyanamadım diyorsanız  ve gün içinde de kendinizi aşırı yorgun, enerjiniz bitmiş, piliniz tükenmiş hissediyorsanız: Parmaklarınızı göğüs uçlarınıza koyarak aşağıya göğüslerinizin hemen altına gelin. Avuçlarınızı bu bölgelere yerleştirip sertçe vurmaya başlayın. Genelde yarım dakika içinde yataktan kalkmayı başarırsınız. Gün içinde de ara sıra daha bu şekilde vurmaya devam ederseniz,  yorgunluğunuz azalacaktır ve kendinizi yeniden enerjik hissedersiniz.
   

   
3 - Güne başlarken, önde göğüs kafesinizin birleştiği bölgenin üst kısmı, yani göğüs tahtasının üst bölgesi, timüs bezinin olduğu noktaya da avuç içinizle sertçe bir dakika kadar vurursanız, bağışıklık sistemini güçlendirirsiniz. Kahkaha atmak da timüs bezini çalıştırır.
    
Hangisini istiyorsanız onu uygulayın . Tercih sizin.

10 Mayıs 2017 Çarşamba

''YENİ DÜNYA'MIZ''

     Özellikle yaz aylarında şehirlerin gece ışıklarından uzak bir yerdeyseniz, kaldırın başınızı biraz gökyüzünü seyredin. Çıplak gözle bile , sayılamayacak kadar çok yıldızın arasından Dünya'mızın uydusu Ay'ı, Venüs ve Mars gezegenlerini rahatlıkla seçebilir ve gecenin ilerleyen saatlerinde onların hareketlerini izleyebilirsiniz.
    Ağustos ayının 12.-13. günlerinde de Dünya'nın yörüngesi, 109/Swift-Tuttle kuyruklu yıldızının yörüngesi ile kesişir. İşte o günlerde , gece yarısından sonra gökyüzünü seyrediyorsanız  atmosfere giren  göktaşlarının (Kuyruklu yıldızın artıkları) ateş topu halinde düştüğünü görürsünüz. Hani şu ''Yıldız kaydı, bir dilek tut. '' dedikleri şey. Ortalama 100 civarı göktaşı olurmuş. Yani , dileyin dileyebildiğiniz her şeyi.
     Benim gibi Evren'de sadece Dünya'yı değil, diğer gezegen ve oluşumları merak ediyorsanız, size önermek istediğim 2 film var.

     1.si ''Evren'in Ucuna Yolculuk'' Ben ''YouTube' da rastladım. Harika bir belgesel ve geriye doğru zaman yolculuğu. Evren'de bugüne değin uzay araçları ve Hubble Teleskobu ile tespit edilmiş tüm oluşumlar var. Hele bir de bu filmi büyük ekranda izleme olanağınız varsa, çok daha zevkli oluyor. Sadece büyükler değil, tüm çocuklar da bunu mutlaka seyretmeli.

     2. si ''MARS'' 6 bölümlük National Geographic Channel dizisi. Şu anda Mars gezegenine gönderilecek uzay aracı yapımı ve astronotların eğitimi son hız devam ediyor. Onların başına bu yolculukta ve Mars yüzeyinde neler gelebileceğini öngörerek hazırlanan bir senaryo ve çözümleri bulmaya yönelik yarı belgesel bir dizi film.
     Stephen Hawking Dünya'yı 100 yıl içinde  terketmemiz gerektiğini söylediğine göre (Demek ki bir bildiği var.)  ''Yeni Dünya'' mızı tanımak ve çocuklarınıza, torunlarınıza tanıtmak istemez misiniz?

7 Mayıs 2017 Pazar

BLOG PARTİSİNDEKİ SORULARIN YANITLARI


     Sevgili ANNESİNİN PRENSESİ arkadaşımız harika bir etkinlik düzenlemiş. Ben de böylece ilk etkinliğime katılmış oldum. Şansıma kızımla aynı gruba düştüm. Malum armut ağacından ırak düşmezmiş. Fulya yine benim dibimde.

     Önce aynı grupta olduğum ŞAPŞİK ANNE arkadaşın sorusunu yanıtlayayım.
     Soru: Hangi çizgi filmde ve ne olmak istersiniz?
    Yanıtım: ICE AGE filmi ilk yayınlandığı an, çocuklarım kendilerine birer karakter seçti. Oğlum ''DIEGO'', kızım ''SID''     ( tembelliğine en uygun olanı), babamız ''MAMUT'' u kendine uygun buldu. Bana da ''SİNCAP'' kaldı. Zamanla, diğer serilerinde de sincabı çok  sevdim ve onunla özdeşleştim. Yani, karakter olarak da en sevdiğim ve olmak istediğim ICE AGE' deki ''SİNCAP'' Son filmde mars gezegenini bile halletti, bir palamut yüzünden :)
     FULYA ERDOĞAN'ın sorusuna yanıt vermek benim için en kolayı oldu.
    Soru: Hayat deneyimlerden ibarettir. En tatlı ve en acı deneyiminiz nedir?
     Yanıtım: En tatlı ve harika deneyimim, çocuklarımın doğumu. En acısı da annemin ölümü.

4 Mayıs 2017 Perşembe

''EVREN'İN KATALOGU'' NDAN NELER İSTERDİNİZ?


  
     2011 yılının son günü. Gökyüzü simsiyah, yağmur ince ince yağıyor, hani ahmak ıslatan cinsinden. ‘’Gökyüzü bu kadar bulutluysa hava fazla da soğuk olmaz.’’ diye geçirdi aklından. Camın önündeki kanepede uzanmış  günlüğüne yazarken ara sıra dışarıya göz atıyordu. Dışarıdaki palmiyenin o uzun yaprakları hafifçe kıpırdıyor, ama onun ilersindeki top çam tüm heybetiyle dimdik kıpırtısızdı. ‘’Bu yağmurlardan sonra derenin de suyu da yükselir.’’  Sabah çayını veya kahvesini yudumlarken dereyi, içinde yüzen ördekleri, kıyısına bağlanmış sandalları seyretmesi her zaman içini mutlulukla doldururdu.

       Birkaç ay önce eşinden boşanmıştı.’’ Aşk ölümsüz değilmiş.’’ diye yazdı defterine.  10 yıl hiç bitmeyecekmiş gibi geçen fırtınalı bir aşk yaşıyorsun. Sonraki 10 yıl uyuşukluk dönemi. Üçüncü 10 yıl ise tahammül dönemi. Onunkinin son dönemi biraz daha uzun sürmüştü. ‘’Korkaklık dönemi’’ diyordu bu döneme. Yalnız kalınca başına geleceklerle başa çıkamama korkusu, bir yere tek başına gitme korkusu, maddi sıkıntıya girme korkusu, akrabalar, çevremdekiler ne der korkusu ve daha akla gelmeyen diğer kişisel korkular…

     ‘’ Maddi sıkıntı hariç bütün korkularımı birkaç ayda aşmayı başardım.’’diye not düştü. Aslında maddi sıkıntısının olduğunu da söylemek biraz yalan olurdu. Çünkü şu anda parasal bir sıkıntısı yoktu. Sadece biraz kredi kartı borcu vardı ve  finansal olarak bir ay sonrasını göremiyordu. Bu onun gibi biri için maddi sıkıntı demekti. Çünkü o en az bir yıl sonrasını parasal olarak bilmek isterdi.

     ‘’Çocukluktan kalan yoksunluk hissinden olmalı.’’ Diye geçti aklından. Bir haftalık, bir aylık, bir yıllık, 5 yıllık planlar yapmayı ve o onların doğrultusunda yaşamayı seviyordu. Geçen yıl bir süre amaçsız ve günü birlik yaşamayı denemişti, ama yaşamının bir amacı kalmayınca, bunalıma düştüğünü fark etti. Bu yıl için yeni planlar yapmayı ve onları gerçekleştirmeyi düşünüyordu. Sadece kendini fazla germeyecekti. ‘’Eğer istediklerimi gerçekleştiremezsem, onları bırakır başka planlar yaparım.’’ Yeni söylemi buydu. Madem’’Evren, dileğin benim için emirdir’’diyormuş.

       Bu güne kadar istediği şeyi elde etmek için çok çalışması gerektiğine inanmıştı ve istediği hiçbir şeye sahip olamamıştı. Okuduğu son kitapta ise sadece ‘’Evren’in katalogunu aç, beğen, iste ve al ‘’ diyordu. Bundan sonra o da, Evren’in Katalogu’’ndan isteyip gözünü açıp olmasını bekleyecekti. Artık gerçekleşeceğine inanıyordu. Çünkü bunu çok küçük şeylerde denemişti. Hatta boşanmayı bile dilemiş ve hayal etmişti. Gerçekten de olmuştu. Şimdi çok daha büyük şeyler istiyordu ve olacaklarına inanıyordu.

     ’’Hep olumlu şeyler iste, asla istemiyorum deme! ‘' İşte tek kural buydu. O gece kız kardeşinin evinde yeni yılı karşılayacaklardı. İşte gerçekleşmiş bir hayali de  kardeşlerinin kendisiyle aynı şehirde yaşamasıydı… Şimdi sadece birkaç  sokak ötesinde oturuyorlardı.       ‘’Yeni yılda  neler istiyorum? Öncelikle iç huzuru istiyorum, sonra mükemmel bir sağlık, kendimi mükemmel hissetmek istiyorum. Çoşkulu, neşeli, mutlu, enerji dolu, günün her anında parıldamak , yeni insanlarla tanışmak, yeni arkadaşlar edinmek istiyorum.  Çanakkale boğazı ve Ege denizini gören  büyük bir site içindeki bir villada yaşamak istiyorum. Her ay o evde çocuklarım ve kardeşlerimle 1-2 gün toplanıp zaman geçirmek istiyorum.’’ Diye sıraladı günlüğüne.

        Yıl 2015. Çanakkale boğazının kenarındaki büyük bir arazi üzerinde kurulmuş olan sitedeki dubleks villaların hepsi boğazdan geçecek gemileri görecek şekilde sıralanmıştı. Mine villanın mutfağından büyük terasa açılan kapıdan elindeki kahve tepsisiyle göründüğünde kız kardeşi yerinden kalkıp tepsiyi elinden aldı.

     ‘’Kimler kahve istiyor?’’ Mine’nin kardeşleri, çocukları, terastaki koltuklara gömülmüş, önlerindeki denizin ve arkalarındaki çam ormanlarının tertemiz havasını içlerine çekerken bir yandan da sohbete dalmışlardı. Onlara sevgiyle bakarken en büyük dileğinin de yerine gelmiş olduğunu düşünerek gülümsedi Mine.